İÇTİHAT - DİLEKÇE

FORUMUMUZDA İÇTİHAT ÖRNEKLERİ İLE DİLEKÇE ÖRNEKLERİNE ULAŞABİLİRSİNİZ...
 
AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En iyi yollayıcılar
Avukat (160)
 

Paylaş | 
 

 Vekalet Ücreti Tartışması

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Avukat
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 160
Rep Gücü : 504
Kayıt tarihi : 28/12/09
Yaş : 38
Nerden : Samsun

MesajKonu: Vekalet Ücreti Tartışması   Salı Ara. 29, 2009 11:30 am

Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddesi uyarınca vekâlet ücreti avukata aittir. Ancak söz konusu madde emredici bir hüküm olmadığından, avukat kendisine ait olan vekâlet ücretinin bir kısmını veya tamamını sözleşmeyle müvekkiline bırakabilir.

İÇTİHATLAR IŞIĞINDA VEKALET ÜCRETİ TARTIŞMASI

Deniz KÜZECİ & Kemal VURALDOĞAN
Avukat

I. GİRİŞ

Savunma hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık görevini yerine getiren, konunun uzmanı avukatların mesleklerini serbestçe ve herhangi bir kaygı olmadan yapabilmeleri için yaptıkları hizmetin karşılığında makul bir ücret almaları gerekir. Avukatın
alacağı ücret, avukatlık ücret sözleşmesine bağlanan “avukatlık ücreti” ve mahkemece Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne dayanılarak hükmedilen “vekâlet ücreti” olmak üzere iki adettir (1) ve bu iki ücret birbirinden ayrıdır (2). Avukatlık ücreti, avukat ile asil arasındaki özel ilişkiye dayanan, tarafların kendi aralarında düzenleyecekleri bir sözleşme ile saptanan ve mahkeme tarafından hükmedilen vekâlet ücretinden ayrı bir ücrettir (3). Yazımızın konusunu oluşturan vekâlet ücreti, Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddede 2001 yılında değişiklik yapılmış ve yapılan bu değişiklik, maddenin ne şekilde yorumlanacağı konusundaki tartışmaları da beraberinde getirmiştir.

II. VEKÂLET ÜCRETİNİN AİDİYETİ

Avukat ile asil arasında, avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu, yazılı avukatlık ücret sözleşmesinin yapılmamış olduğu, ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde,
avukatın yargılama sırasında verdiği hizmetin karşılığını alabilmesi için hükmedilmesi gereken vekâlet ücretinin miktarının ne olması gerektiği hususu 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde düzenlenmiştir. Maddede yer alan, “Avukatla iş sahibi arasında aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir” şeklindeki düzenleme, 4667 sayılı Avukatlık Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 77. maddesiyle yapılan değişiklikle “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez” şeklinde değiştirilmiştir. 2001 yılında yapılan bu değişiklik ile “aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça” ifadesi kaldırılmış, bunun yanında avukatlık ücretinin takas ve mahsup edilemeyeceği,
haczedilemeyeceği hükmü eklenmiştir.

Avukatlık Kanunu’nda yer alan bu düzenlemelerin yanında 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 423. maddesi uyarınca vekâlet ücreti yargılama giderlerindendir. Ayrıca aynı Kanun’un 417. maddesi gereğince de bu vekâlet ücretinin yargılama sonunda haksız çıkan taraftan tahsil edilerek haklı çıkan tarafa verilmesine hükmolunur.

Uygulamada 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin HUMK’un ilgili maddeleri ile birlikte değerlendirilmesi birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Avukatlık Kanunu’ndaki bu düzenlemede uyuşmazlık; mahkeme tarafından tarifeye dayanılarak hükmedilen vekalet ücretinin avukatlık ücret sözleşmesinden ayrı olarak avukata ait olan bir vekalet ücreti mi olduğu ve hüküm kurulurken bu ücretin avukat lehine mi yoksa davayı kazanan asil lehine mi hükmedileceğinde toplanmaktadır.

Bu tartışma nedeniyle, konu Anayasa Mahkemesi’ne kadar taşınmıştır. Anayasa Mahkemesi’ne yapılan itirazda; avukatın avukatlık ücret sözleşmesine göre ücretini zaten aldığı, bu nedenle müvekkilin davada haklı çıkması halinde karşı tarafa yüklenecek
ücretin müvekkile ait olması gerektiği, karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata verilmesi durumunda avukatın sözleşme gereği alacağı ücretten ayrı ek bir ücret alacağı, bu durumda kişilerin dava açmaktan çekinebileceği, ülkemizin ekonomik koşulları da göz önüne alındığında kişilerin avukata ödeyeceği ücretin hiç değilse bir kısmını mahkemece hükmedilecek vekalet ücretinden geri alamayacak olması, ilgili kimsenin haklı olduğu halde yargı mercileri önünde hakkını arama imkanından yoksun kalabileceği, bu durumun ise hak arama özgürlüğüne ve adalet anlayışına aykırı olduğu belirtilerek, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2., 5. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Ancak, Anayasa Mahkemesi yapılan değişikliğin amacının tarafların aralarında ayrıca bir avukatlık ücreti kararlaştırmamaları durumunda avukatın emeğinin karşılıksız kalmamasını sağlamak olduğu, avukatlık sözleşmesinin yapılıp yapılmamasının avukat ile asil arasındaki bir iç sorun olduğu ve dava ehliyetine sahip olan kişinin avukatın kendisini temsil etmesine ihtiyaç duymadan iddiasını kanıtlamak için dava açıp takip edebileceği gerekçesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Kanun ile değişik 164/son maddesinin “Anayasada düzenlenen hak arama özgürlüğüne ve adalet anlayışına aykırılık teşkil etmeyeceğini” belirterek, iptal talebini reddetmiştir (4).

Anayasa Mahkemesi özetle, avukatla temsil isteminin ihtiyari olduğu ve ihtiyari olmasına rağmen kendisini avukat ile temsil ettiren ve davada haklı olan asil ile avukatının mahkemece tarifeye dayanılarak hükmedilecek vekâlet ücreti hususunu aralarında
düzenledikleri veya düzenleyecekleri avukatlık ücret sözleşmesinde gözetmelerinin engellenmediğinden bahisle Avukatlık Kanunu’ndaki ilgili düzenlemenin Anayasa’ya uygun olduğuna karar vermiş ve bu tartışmaya son noktayı koymuştur.

Uygulamada ise, yukarıda açıkladığımız 4667 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonrasında, vekâlet ücretinin sözleşmeyle müvekkile bırakılıp bırakılamayacağı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Güner’e göre Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddesi emredici bir düzenlemedir. Bu maddeye aykırı bir şekilde avukatın karşı taraftan alacağı vekâlet ücretinin bir kısmını veya tamamını iş sahibine bırakmasını öngören sözleşmeler kanuna aykırı olacaktır. Bu husus, maddenin önceki halinin irdelenmesiyle de anlaşılabilir.
Daha önce taraflara sözleşmeyle, “aksini kararlaştırma”, yani vekâlet ücretinin vekil edene bırakılabileceği düzenlenmişken, maddenin son halinde, tarafların iradesinin ne olduğuna bakmaksızın, vekâlet ücretinin doğrudan avukata ait olacağı kararlaştırılmıştır (5). Aydın ise farklı görüştedir. Aydın’a göre, özel hukukta asıl olan sözleşme özgürlüğüdür. Avukatlık Kanunu’nda vekâlet ücretinin müvekkile ait olmasına yönelik sözleşmeler açıkça yasaklanmadığından, vekâlet ücretinin bir kısmının veya tamamının müvekkile ait olması yönünde sözleşme yapılabilir (6). Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’ne göre, Borçlar Kanunu’nun 19/1 ve 20/1. maddeleri uyarınca emredici hukuk kurallarına, ahlaka, adaba, kamu düzenine yahut kişilik haklarına aykırı olmamak koşulu ile taraflar akdin muhtevasını diledikleri gibi kararlaştırabilirler. Bir hükmün emredici olup olmadığı öncelikle metnin yazılışından ve düzenleme amacından anlaşılır. Genel ahlakı, kamu düzenini, kişilik haklarını ve zayıfın korunmasını amaçlayan hükümler emredicidir. Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “yüzde yirmi beşi geçmemek üzere” üçüncü fıkrada “mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz” ve “Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz” ifadelerine rağmen mahkemece karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olacağına ilişkin anılan madde hükmü yasaklayıcı bir anlatım içermediği gibi, bu hükmün
genel ahlak, kamu düzeni, kişilik hakları ve zayıfın korunması haklarına ilişkin olmadığı, bu nedenle de düzenleyici norm olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca, 164. maddenin son fıkrasında yer alan “aksi kararlaştırılmadıkça” ifadesinin 4667 sayılı Kanun ile değiştirilen
metinde yer almaması bu hükmün (164. maddenin son fıkrası ilk cümlesi) aksine sözleşme yapılamayacağı sonucunu doğurmaz. Böyle bir düzenleme ile hükmün yasak veya buyruk koyan, emredici hukuk normu haline geldiği de kabul edilemez (7).

Biz de Aydın’ın ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin görüşüne katılıyoruz (Cool. Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddesi uyarınca vekâlet ücreti avukata aittir. Ancak söz konusu madde emredici bir hüküm olmadığından, avukat kendisine ait olan vekâlet ücretinin bir kısmını veya tamamını sözleşmeyle müvekkiline bırakabilir.

III. VEKÂLET ÜCRETİNİN KİMİN LEHİNE HÜKMEDİLECEĞİ

Doktrinde yukarıda değinilen konu ile ilgili tartışmalar sürerken, diğer bir tartışma olan tarifeye dayanılarak hükmedilen vekâlet ücretinin avukat lehine mi yoksa asil lehine mi hükmedileceği konusuna, Yargıtay Hukuk Daireleri avukat lehine değil asil lehine hükmedilmesi yönünde karar vermişlerse de; Yargıtay Ceza Dairelerinin bu konudaki
kararları farklılık göstermektedir.

Yargıtay Hukuk Daireleri 4667 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra herhangi bir içtihat değişikliğine gitmemiş değişiklikten önceki uygulamalarına devam etmiştir. Bu doğrultuda hukuk daireleri vekâlet ücretinin avukat lehine değil asil lehine hükmedilmesi yönündeki içtihatlarını sürdürmektedir. Bunun temel dayanağını ise HUMK 423/6.
maddesinde vekâlet ücretinin yargılama giderlerinden sayılmasına ve aynı Kanun’un 424. maddesinde yargılama gideri olarak hükmolunan vekâlet ücretinin ancak iki taraf arasında geçerli olabileceğine, Avukatlık Kanunu 164/son maddesinde; “Dava sonunda, kararla
tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir.” hükmünün avukat ile müvekkil arasında çıkacak ücret uyuşmazlıklarını düzenlemek amacıyla öngörülmüş bulunmasına ve aynı maddede; “bu ücretin, iş sahibinin borcu nedeniyle takas mahsup edilemeyeceğinin” belirtilmiş olmasına ve davanın tarafı olmayan avukat adına hüküm kurulamayacağına bağlamıştır (9). Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2002 yılında verdiği bir kararında, 4667 sayılı Kanun ile yapılan değişikliği, vekâlet ücretinin avukat lehine hükmedilmesini gerektirdiği şeklinde yorumlamış ve vekâlet ücretinin müdahil avukata verilmek üzere hüküm kurulması gerekirken müdahil lehine hükmedilmesini bozma nedeni saymış, bir başka kararında da bu kararına atıf yaparak esas olanın avukat lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi olduğunu belirtmiştir (10).

Ancak, Ceza Genel Kurulu’nun 2004 ve sonrası tarihli kararlarında, yapılan değişikliğin sadece “aksine yazılı sözleşme olmadıkça” ifadesinin kaldırılması ve vekâlet ücretinin takas ve mahsuba konu olamayacağı, haczedilemeyeceği hükmünün eklenmesi olduğunu ve bu değişikliğin vekâlet ücretinin avukat lehine hükmedilmesini gerektirmeyeceğini belirtmiştir (11).

Kurul’a göre “aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça” ifadesinin madde hükmünden kaldırması tarafların aksine sözleşme yapmalarına engel teşkil etmemektedir. Bu nitelikte bir sözleşmeyi yasaklayan ayrı bir hüküm bulunmadığından sadece bu değişiklik nedeniyle vekâlet ücretinin avukat lehine hükmedilmesi beklenemez. Bunun dışında, değişiklik ile maddeye eklenen ve vekâlet ücretinin takas ve mahsuba konu olamayacağını, haczedilemeyeceğini hüküm altına alan düzenleme gereğince de vekâlet ücretinin asil lehine hükmedilmesi gerekmektedir; aksine bir yorum kanun koyucunun bu fıkrayı boş
yere koyduğu sonucuna ulaşılmasına neden olur (12).

Bundan başka, ilamın icraya konulmasında takip talebi iş sahibi veya ilamda adı geçen avukattan başka bir avukat tarafından yapılmışsa, bu takip talebini alan icra müdürü durumu ilamda adı geçen avukata bildirmek zorundadır; aksi takdirde icra işlemi yürümeyecektir. Bu sayede, avukatlık ücretini alamayan avukat alacağına kavuşacaktır.
Bu nedenlerle, mahkeme tarafından hükmedilen avukatlık ücretine ilişkin Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddesi, bu ücretin avukat lehine hükmedilmesi gerektiği şeklinde yorumlanamaz (13).

Kurul’un vekâlet ücretinin avukat lehine hükmedilemeyeceğinin son dayanağı ise avukatın tek başına hükmü temyiz yetkisinin olmamasıdır. Avukatın hükmü temyiz edebilmesi için yetkili kılınması ve asil adına temyiz talebinde bulunması gereklidir. Oysa avukat lehine ücrete hükmedilmesi halinde, ücret alacağına ilişkin kısım kendisi yönünden
bir hak veya olumsuzluk yaratmayacağı düşüncesiyle, ceza davalarında katılan, şahsi davacı ya da sanığın buna yönelik temyiz yetkisinin de ortadan kalkması sonucunun doğacağı, yine hükmü kendisi adına temyiz yetkisi bulunmayan avukatın bu hususu temyiz edemeyeceği, Cumhuriyet savcılarının şahsi hakka ilişkin konularda hükmü temyize yetkilerinin bulunmadığı, sanığın da hükmü kendi aleyhine temyiz edemeyeceği düşünülürse, yargılama giderlerinden sayılan ve hükmün bir parçasını oluşturan avukatlık ücretine eksik hükmedildiği konusunun temyiz incelemesine getirilmesine hukuki
olanak kalmayacağı anlaşılmaktadır (14).

Danıştay Dava Daireleri’nde ise, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31/1 maddesinde yer alan “Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; …yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sükûnunu ve inzibatını bozacak
hareketlerine karşı yapılacak işlemlerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır.” hükmü gereğince vekâlet ücretinin uygulaması HUMK’a göre belirlenmektedir. Danıştay Dava Dairelerinin 4667 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerden sonra verdiği kararlarda, vekâlet ücretinin kimin lehine hükmedildiğinin tartışma konusu
yapılmaksızın, kimi kararlarda taraf lehine (15) kimi kararlarda ise avukat lehine vekâlet ücretine hükmedilmektedir (16). Yargıtay ve Danıştay’da oluşan genel görüş vekâlet ücretinin avukat yerine müvekkil lehine hükmedilmesi gerekliliği doğrultusundaysa da,
bu durum uygulamada avukatların kendilerine ait olan vekâlet ücretini tahsil etmekte birçok zorlukla karşılaşmalarına neden olmaktadır. Kanun’da açıkça vekâlet ücretinin avukata ait olduğu belirtilmesine rağmen, vekâlet ücretinin asil lehine hükmedilmesi asilin avukattan habersiz vekâlet ücretini tahsil etmesine, hatta vekâlet ücretinin cebri icra yolu ile tahsil etmeye çalışan avukatın azledilmesine neden olabilmektedir.

Kanun koyucunun madde metinlerini boş yere koymayacağı görüşüne bağlı olarak; ilamla sabit, kendisine ait olan ücreti tahsil etmek için icra yoluna başvuran avukat, asil adına hareket etmek zorunda olduğu için ayrıca icra vekâlet ücretine hak kazanmaktadır. Ancak, avukatın vekâlet ücretini asil adına yapacağı işlem ile tahsil edebilmesi için asil-avukat vekâlet ilişkisinin devam etmesi gereklidir; yani avukat azledilmemiş olmalıdır. Vekâlet ücreti tahsil edilmeden avukat azledilirse avukatın karşı taraftan vekâlet ücretini tahsil edebilmesi için asile karşı dava açması veya icra takibi başlatması gerekecektir. Avukatın vekâlet ücreti alacağını tahsil edemeden azledilmesi ise Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan “Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını
hukuk düzeni korumaz.” hükmüne aykırılık teşkil etmekte ve avukatları mağdur etmektedir.

IV. SONUÇ

Sonuç olarak, vekâlet ücretinin iş sahibinin borcu nedeni ile takas veya mahsup edilemeyeceği, haczedilemeyeceği, avukatın bir hükmü tek başına temyiz etme hakkının bulunmaması, ilamın ilamda adı geçen avukat dışında başka bir avukat tarafından icraya konulması durumunda icra memurunun durumu ilamda adı geçen avukata bildirme yükümlülüğünün bulunması konuları dikkate alındığında Yargıtay’ın hukuk ve ceza daireleri ile Ceza Genel Kurulu içtihatlarının yerinde olduğu sonucuna ulaşılabilir. Ancak, uygulamada ortaya çıkan sorunlar göz önüne alındığına söz konusu içtihatların ve
kanun maddelerinin mevcut ihtiyacı karşılamadığı gibi avukatların haklarının elde etmelerine engel oluşturduğu anlaşılacaktır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 4667 sayılı Kanun ile değişik 164/son maddesinin avukat lehine yorumlanması için gerekli düzenlemelerin yapılması durumunda, ne avukatın kendisine ait olan vekâlet ücretini
tahsil etmesi için ayrıca icra vekâlet ücreti tahsil edip borçluyu mağdur etmesine ne de ücretini tahsil edemeden azledilen avukatın ayrıca dava açmasına veya icra takibi başlatmasına gerek kalacaktır. Dileğimiz söz konusu değişikliklerin en kısa zamanda yapılması ve hem avukatın hem de borçlunun bu uygulama nedeni ile daha fazla
mağdur olmasının engellenmesidir.

(2006)

DİPNOTLAR
1. Çalışmamızda, avukatlık ücreti, avukatın kendi müvekkilinden sunduğu hukuksal hizmet karşılığında aldığı para; vekâlet ücreti, mahkeme kararıyla davasında kısmen veya tamamen haklı çıkan ve kendini bir avukatla temsil taraf lehine hükmedilen yargılama gideri anlamında kullanılmıştır. Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin 1, 2 ve 3. fıkralarında avukatın müvekkilinden aldığı para için avukatlık ücreti terimi kullanılmış, mahkeme kararıyla hükmedilen ücret ise vekâlet ücreti olarak adlandırılmıştır. Ancak,
yaptığımız tanım Avukatlık Kanunu ile tam olarak örtüşmemektedir. Avukatlık Kanunu’nun 164/4 maddesinde müvekkilden alınan para için vekâlet ücreti terimini kullanılırken, aynı Kanun’un 169. maddesinde de karşı tarafa yükletilecek para için avukatlık ücreti terimi seçilmiştir. Vekâlet ücreti teriminin seçiliş nedeni daha çok, “mahkeme kararıyla karşı tarafa yükletilen vekâlet veya avukatlık ücreti” cümlesini sıkça kullanılmasının okuyucuyu sıkacağı kaygısından kaynaklanmıştır.
2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, T.07.12.1976, E.1976/6817, K.1976/8097.
3. Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, 1. Baskı, Ankara 1999, s.668.
4. Anayasa Mahkemesi E.2004/8, K.2004/28, T.3.3.2004; E.2002/126, K.2004/27, T.3.3.2004.
5. Güner, Semih, Avukatlık Hukuku, Genişletilmiş 2. Baskı, Ankara Barosu Yayınları, Ankara 2003, s. 291–292.
6. Aydın, Murat, Avukatlık Ücreti, Genişletilmiş 3. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara 2006, 284.
7. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, T. 14.7.2005, E. 2005/7644, K. 2005/7978, Yargıtay Kararları Dergisi, C. XXXI, Sayı 12, Aralık 2005, s. 1859–1863.
8. Daha önce Aydın’ın görüşüne katılmadığımızı belirtmişsek de belirtilen gerekçeler karşısında görüşümüzü değiştiriyoruz. Eski görüşümüz için bakınız, KÜZECİ Deniz, VURALDOĞAN Kemal, Avukata Ait Olan Vekalet Ücreti Kimin Lehine Hükmedilmelidir?, Ankara Barosu Dergisi, Sayı 2006/1, Yıl 64, s. 147.
9. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T.7.4.2004, E.2004/12–213, K.2004/215.
10. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T.9.7.2002, E.2002/1–185, K.2002/300.
11. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T.22.6.2004, E.2004/1–122, K.2004/143.
12. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T.22.6.2004, E.2004/1–122, K.2004/143.
13. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T.22.6.2004, E.2004/1–122, K.2004/143.
14. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, T.22.6.2004, E.2004/1–122, K.2004/143.
15. Danıştay 11. Dairesi, T.20.03.2003, E.2000/10444, K.2003/1374; Danıştay 8. Dairesi, T.18.05.2004, E.2004/702, K.2004/2272.
16. Danıştay 2. Dairesi, T.05.1.2004, E.2004/2293, K.2004/1060; T.28.11.2002, E.2005/91, K.2005/1608; Danıştay 5. Dairesi, T.14.01.2005, E.2004/3826, K.2005/67; Danıştay 8. Dairesi, T.09.03.2004, E.2003/3780, K.2004/1117.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ictihatdilekce.yetkinforum.com
 
Vekalet Ücreti Tartışması
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Bleach Anime ve Manga Tartışma [SPOİLER]
» Ekrem Ve Sevil Yakınlaşması....
» Sağ-Sol Beyin Çakışması
» AD tartışma sözleri...
» Forum yarışması : sonuçlar !

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İÇTİHAT - DİLEKÇE :: MAKALELER-
Buraya geçin: