İÇTİHAT - DİLEKÇE

FORUMUMUZDA İÇTİHAT ÖRNEKLERİ İLE DİLEKÇE ÖRNEKLERİNE ULAŞABİLİRSİNİZ...
 
AnasayfaAnasayfa  PortalPortal  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  
Arama
 
 

Sonuç :
 
Rechercher çıkıntı araştırma
En son konular
Giriş yap
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni hatırla: 
:: Şifremi unuttum
En iyi yollayıcılar
Avukat (160)
 

Paylaş | 
 

 HUKUKİ AÇIDAN FAİZ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Avukat
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 160
Rep Gücü : 504
Kayıt tarihi : 28/12/09
Yaş : 38
Nerden : Samsun

MesajKonu: HUKUKİ AÇIDAN FAİZ   Salı Mart 23, 2010 2:42 pm

Yazarı: Av. Bülent Sabri Akpunar
Tarih : 13.12.2004


1.GİRİŞ

Bu çalışmanın amacı özellikle hukuk perspektifinden "faiz" kavramını incelemektir.Kısa bir kavramsal açıklamadan sonra çalışma
konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için uygulamada faizle karıştırılan ve ama bazı noktalarda farklılıklar arz eden diğer kurumların kısa
incelemelerine yer verilmiştir.Daha sonraki bölümde faiz olgusunun mevzuattaki yeri irdelenmiştir.Bu bölümde özellikle son dönemdeki
bütçe yasalarından kaynaklanan yasal faiz-reeskont faizi oranlarıyla ilgili tartışmaya da değinilmiştir.Belli başlı faizle ilgili yargısal kararların
sunulmasından sonra sonuç bölümünde kişisel değerlendirmemiz yer almaktadır.Bu çalışma iddialı değildir ve faiz gibi tartışmalı ve detaylı
bir konuda inceleme yapmak isteyenler için sadece bir başlangıç noktası olabilir.

Yazıda değerli eserlerine atıflar yaptığımız ve görüşlerine yer verdiğimiz yazarlara teşekkürü bir borç bilir ve her kaynakla ilgili referansların
dipnotlar kısmında yer verildiğini belirtmek isterim.Hukukçu meslektaşlarımıza faydalı olması dileğiyle.

2. KAVRAM

Faiz (en.interest; kar, getiri, nema, ürem) en basit anlamıyla "paranın fiyatı" demektir.Ekonomi bilimince faizin tanımı "Ödünç olarak verilen paranın kira karşılığı; kapitalizme göre üretim faktörlerinden biri olan sermayeyi belirli bir dönemde kullanmanın bedeli." şeklinde yapılmaktadır[1]

Hukuki anlamda faiz, alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile, nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği, miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş, para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni "semere(getiri)" veya "ivaz(karşılık)"dır.[2]

Ayrıca alacaklının zararını karşılama işlevi olan, edimini taahhüdüne uygun biçimde süresinde; ödeme zamanı gelen borcunu vadesinde ödemeyen borçlunun, bu süreden yararlanmış olma sonucu alacaklı lehine doğan nakdî bir ödentidir. Kaynağı, asıl alacağın kaynağını oluşturan, hukukî işlem, hukukî fiil veya kanundur. Asıl alacağa bağlı olarak doğan fer'i bir haktır. Yani faiz asıl borçtan doğar, onun hukuki geçerliliğine bağlıdır.Asıl borç geçersiz veya ölü doğmuşsa faizi de söz konusu olamaz. Doğumu ve varlığı, kural olarak asıl alacağın doğumuna ve varlığına bağlı olduğundan, asıl alacak ile birlikte sona erer.[3]

Türk Borçlar Kanunu'nun (BK)'nın 113. Maddesine göre asıl alacak tahsil edilirken faiz hakkı saklı tutulmamışsa artık faiz talep edilemez.Ayrıca faize hükmedilebilmesi için "talep" gerekir, hakim resen faize hükmedemez.

Genel olarak Faiz; Kapital(Sermaye) Faizi ve Temerrüt (Gecikme) Faizi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır:

Kapital(Sermaye) Faizi, belirli bir para tutarını talep hakkına sahip alacaklının bu paradan belirli bir süre yoksun kalması nedeniyle borcun
vadesine dek ödenen karşılığı ifade eder. Anamal faizine BK. 104/1 gereğince icraya veya mahkemeye başvurulmasından itibaren yeniden
faiz yürütülebilir

Temerrüt(Gecikme) Faizi ise para borcunu vadesinde (ödenmesi gereken zamanda) ödemeyerek temerrüte(direnim) düşen borçlunun ödemesi gereken bedeldir.[4] Bu çalışmada adı geçen faiz olgusundan anlaşılması gereken temerrüt faizidir.Temerrüt faizine yeniden faiz yürütülemez.Türk Ticaret Kanunundaki(TTK) istisnalar bakidir.

Buna ek olarak, yasal bir temeli olmamasına rağmen uygulama ve doktrinde kabul edilmiş bir faiz türü olan "Tazminat Faizi"nden de bahsetmek gerekir. Esas olarak haksız fiil sorumluluğu sonucunda doğar ve bir miktar para alacağı olarak ifade edilen tazminat ödeme borcuna zararın gerçekleştiği tarihten itibaren yürütülen bir nevi faizdir.Tazminat faizinin ihtara gerek olmadan doğduğu ve haksız fiilin ika anında borçlunun mütemerrit hale geldiği, bu nedenle bunun temerrüt faizinin haksız fiillerde uygulanan bir türü olduğunu savunan fikre karşılık, borçlunun fiil oluştuğu sırada borcun miktarını bilemeyeceği ve ayrıca bu konuda yasal boşluğun mevcut olması sebebiyle sermaye faizine benzetilmesi gerektiği de tartışılmaktadır.[5] Uygulamada haksız fiilden doğan tazminat davalarında fiilin ika tarihinden itibaren faiz talep edildiği görülmektedir.


2.BENZER KURUMLAR:

a. Gecikme Zammı:

Gecikme zammı, bir tür gecikme tazminatıdır ve alacağın vadesinde ödenmemesi halinde uygulanan medeni bir cezadır .Gecikme zammına
faiz yürütülebileceğine dair kararlar olduğu gibi aksini ifade eden kararlar da bulunmaktadır.(21. Hukuk Dairesi 2001/4373 E. , 2001/4633
K., 11.06.2001. )Aslen şu an itibariyle gecikme zammı kamu alacaklarına uygulanan bir nevi temerrüt faizi şeklinde uygulanmaktadır.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Kurulunun 22.11.1991 tarih ve 1990/5, E. 1991/ 4 K. Sayılı tartışmalı kararında gecikme zammının iflasın açılmasından sonra dahi işleyeceğine hükmedilmiştir.İlgili kararın karşı oylarında gecikme zammının faiz niteliği üzerinde durulmuştur.Yakın tarihli bir kararında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, SSK'nın alacağı olan ve vadesinde ödenmemiş olan prim
tutarlarına uygulanan gecikme zammına ayrıca temerrüt faizi uygulanamayacağına hükmetmiştir.[6]

Öcal'a göre "Bazı Kanunlarda gecikme zammı ile gecikme faizi arasında benzerlik varsa da, gecikme zammı gecikme faizi değildir. Gecikme
zammında da bir para borcunun geç ödenmesi bahis konusudur. Bu zam bir hukuki muamele ile kabul edilmişse, cezai şart mahiyetinde olur. Fakat böyle bir kayıt kanun tarafından kabul edilirse cezai şart bahis konusu olamayacağından buna gecikme zammı tabirini kullanıyoruz. Gecikme zammında bir zaman unsuru bulunmadığından faiz karakteri yoktur. Gecikme faizi talebinde bulunabilmek için borçluyu temerrüde düşürmek gerektiği halde, gecikme zammında buna lüzum yoktur".[7]



b. Vade Farkı:

Vade farkı, yasal düzenlemeler kapsamında tanımlanmış ve kabul edilmiş bir kavram değildir. Son yıllarda ülkenin içinde bulunduğu enflasyonist ortam nedeniyle yargı kararları ile ortaya çıkmış olup, para borcunun ifasındaki gecikmeden zarar gören alacaklıyı koruma amacını taşımaktadır. Bu nedenle de gerek tanımı gerek uygulanması konusunda yargısal uygulamada ve doktrinde görüş ayrılıklarına konu olmaktadır. Uygulamada sözleşmelere ve faturalara "alacağın belli bir zamanda ödenmesi halinde belli bir oranda vade farkı alınacağı" kaydı konulmak suretiyle hayata geçirilmektedir.Vade farkı, veresiye veya taksitle satışlarda ilk satış bedeline yani semen'e belirli oranlarda yapılan ilavedir.Başka bir anlatımla mal ve hizmet satım sözleşmesinde kararlaştırılan veya ticari teamüllere göre vade tarihinden başlayarak fiili ödeme tarihindeki mal ve hizmet bedeline ekleme yapılmak suretiyle semen'in ulaştığı miktarı ifade ettiği kabul edilmiştir.[8]

Vade farkı alacaklının gecikmeden kaynaklanan zararını karşılamayı amaçlar. Ne var ki,temerrüt faizinde olduğu gibi alacaklının uğradığı zararı telâfi eder fonksiyonu ile temerrüt faizine benzerlik göstermekte ise de,vade farkı hem kendine özgü yapısı hem de temerrüt faizi sözleşme ile
başka bir usul kararlaştırılmış değilse borçlunun temerrüde düşmesi tarihinden başlayacağı halde;vade farkı vadeden itibaren başlar. O
nedenle birbirlerinden ayrı hukuki statüye tabidirler. [9]

Vade farkını tazminat olarak nitelendirebilmemiz için,borçlunun mütemerrit durumda olduğunu kabul etmemiz gerekir. Bir başka
değişle,alacaklının geç ödeme dolayısıyla tazminat talep edebilmesi için,borçlunun temerrüde düşmüş olması şarttır.(B,K,106) Bu durumda
vade farkı geçmiş günler faizi niteliği kazanır. Aslen, vade farkı ,mal veya hizmet bedelinin geç ödenmesi dolayısıyla uğranılan zararın karşılanması anlamında geçmiş günler faizi değil,(temerrüt faizi yasal tazminattır) bir faiz geliridir.[10]

c. Cezai Şart:

Borçlunun, asıl borcunu hiç veya gereğince yerine getirmediği halde alacaklıya karşı önceden ifa etmeyi yüklendiği edime cezai şart denir.Yargıtay uygulamalarında cezai şart, "geçerli bir borcu yerine getirilmemesi veya eksik yerine getirilmesi ya da belli yerde, belli
zamanda yerine getirilmemesi durumunda, borçlunun ödemesi gereken ve malca değeri olup,bir hukuki işlemde belli edilen götürü edimdir", şeklinde tanımlamaktadır.Ekinci'ye göre "Cezai şart öyle bir edimdir ki;onunla borçlu, alacaklıya karşı asıl borcunu tam ve eksiksiz olarak zamanında ve yerinde ifa etmemesi halinde belli bir ifada bulunmayı yükümlenir yada borçlu kararlaştırılan bedeli ödeyerek sözleşmeden dönme hakkı kazanır."[11]

Cezai şartın talep edilebilmesi için alacaklının zarar gördüğünü ispat etmesi gerekmez.Borca aykırılık davalarında ispat yükü davalıda
(borçluda) olduğu için bu kurumun daha çok alacaklının haklarını korumaya yönelik olduğunu söylemek gerekir.Buna rağmen eğer somut olayda fahiş ve hakkani olmayan bir cezai şart kararlaştırılmışsa BK. 161 gereğince borçlu hakimden cezai şartın indirilmesini

isteyebilir.Ticaret kanunundaki konuyla ilgili hükümler saklıdır. Eğer alacaklının borca aykırılıktan doğan ve cezai şart miktarını aşan bir zararı varsa bunun tahsili için aşkın zararın ayrıca ispatlanması gerekir.

BK' na göre (Md.158 vd) 3 çeşit cezai şart vardır: Seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve dönme cezai şartı.Aksi sözleşmede
belirtilmemişse, kural olarak kesin vadeli borçlarda cezai şartın ifaya eklenen cezai şart olduğu kabul edilir.(BK 158/2)Diğer bir deyişle, bu
durumda alacaklı hem sözleşmesel edimi hem de cezai şartı talep edebilir.Diğer borçlarda ceza şartın seçimlik olduğuna dair BK m. 158/1
de yasal bir karine kabul edilmiştir.Yine, eğer sözleşmede cezai şartın nevi konusunda açık bir hüküm yoksa borçlu bu cezai şartın "dönme
cezai şartı" olduğunu ispat ederek salt cezai bedelin ifasıyla borçtan kurtulabilir. Cezai şart, asıl alacakla birlikte muaccel olabilen ve bağımsız
bir nitelik kazanabilen,asıl alacakla birlikte,temerrüt veya ihtar ve ihbar şartı aranmaksızın istenebilen,ve temerrüt tarihinden itibaren faiz
yürütülebilen bir alacak türüdür.Cezai şart eğer ana borç hiçbir koşul ileri sürülmeden kabul edilmişse artık istenemez, bu anlamda cezai
şart feri bir nitelik göstermektedir.Belirtmek gerekir ki, gecikme zammı yasa ile kabul edildiği halde, cezai şart hukuki işleme dayanır.Para borcunun ödenmemesi veya eksik veya geç ödenmesi halleri için cezai şart yanında ayrıca temerrüt faizi ödenmesi öngörülebilir.Bu nedenle eğer sözleşmede yer alıyorsa borçludan hem faiz hem de cezai şart talep edilebilir

Faiz ile cezai şart birbirinden farklı şeylerdir. Zararın faiz ile karşılandığından bahisle cezai şartın istenemeyeceği gerekçesiyle hüküm
kurulmasını Yüksek Mahkeme yasaya aykırı bulmaktadır.[12]


d. Munzam Zarar

BK.nın 105 M. : "Alacaklının düçar olduğu zarar, geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir" şeklindedir.

Buna göre munzam zarar kusura dayanan temerrüdün hukuki bir sonucudur ve borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı,
alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla,
temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğu kurallarına bağlı, alacaklının zararının faizi aşan bölümüdür.B.K. 105, kaynağı ne olursa olsun,
temerrüt faiz yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir.Borcun dayanağı haksız fiil,
sözleşme, nedensiz zenginleşme, kanun, vekaletsiz işgörme olabilir. [13]

Munzam zarar alacağı asıl alacaktan bağımsız nitelikte yalnız şarta bağlı bir edim doğurur.Buradaki ön şart asıl borcun ifasında borçlunun
temerrüte düşmüş olmasıdır.Bu bedel, asıl borcun "temerrüt"’e düşmüş olduğu günden itibaren 10 yıl içinde ayrı bir dava ile talep edilebilir;
ayrıca ihtirazi kayıt dermeyan edilmesine veya hakların saklı tutulmasına gerek yoktur.Bu açıdan munzam zarar temerrüt faizinden
ayrılmaktadır.

Munzam zarar enflasyonist bir ekonomiye sahip ülkelerde alacağını zamanında alamayan ve bu nedenle bu gecikme nedeniyle temerrüt
faizi uygulandığı halde zararı karşılanmayan kişiler için getirilmiş bir olanaktır.Bu anlamda munzam zararın temerrüt faiziyle benzer bir
gayesi olduğu akla gelebilir.Ve fakat, kanun koyucu munzam zarar sorumluğunu kusur ve zarara dayandırmıştır.Diğer bir deyişle, munzam
zarar alacaklısının borca aykırılıktan doğan zararını ve borçlunun fiiliyle doğan zarar arasındaki nedensellik bağını ispat etmesi gerekecektir.

Fakat, alıntıladığımız YHGK kararında bahsi geçen işbu ispat külfetinin ülkemiz gibi hiperenflasyonist karakterli ekonomik yapıya sahip bir
ülkede ağır olamayacağını, zira davacı munzam zarar alacaklısının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HMUK) M. 238/2 fıkrası çerçevesinde
herkesçe bilinen ekonomik gerçeklerin "maruf ve meşhur" olaylar olması sebebiyle ayrıca ispatlanmasının gerekmeyeceği, bu anlamda artık
davalı borçlunun temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu ve kendi fiili ile oluştuğu iddia edilen zarar arasında sebep-sonuç ilişkisi olmadığını
kanıtlamadığı taktirde davanın kabul edilmesi gerekeceğini belirterek munzam zarar kurumunun uygulanabilirliğini artırmıştır.Yine de,
konuyla ilgili içtihatta istikrar olmadığı bir gerçektir; munzam zararla ilgili Yargıtay dairelerinin farklı kararlarının bulunması nedeniyle bu yargısal ayrıklığın giderilmesi için talep edilen İçtihatta birlik kararının, konunun her somut olayda farklı değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle çıkmadığının belirtilmesi gerekir [14]

e. Gecikme Tazminatı

BK. M. 102/1 de düzenlenmiş olan gecikme tazminatı, alacaklının borcun geç ifa edilmesi sebebiyle uğramış olduğu zararın karşılığı bedeldir.Bu bedel, alacaklının malvarlığının, borcun ifasının vadesinde gerçekleşmemiş olması sebebiyle vadesinde ifa edilmiş olsaydı arz edeceği farklılığa tekabül eder.Buradaki zarar "müspet (olumlu) zarar" dır.[15]

Gecikme tazminatı da munzam zarar gibi asıl borcun temerrüte düşmüş olası ön şartına bağlı bağımsız bir alacaktır.Bu şart gerçekleşmişse
artık gecikme tazminatı süresi içinde ayrıca dava ve talep edilebilir.Asıl alacağın tahsili sırasında ayrıca çekince veya kayıt ileri sürülmese dahi
-faizde çekince ileri sürülmezse talep hakkı düşer- gecikme bedeli ayrıca istenebilir.

Faize hükmedilebilmesi için borçlunun kusurunun aranmadığını söylemiştik, oysa ki gecikme tazminatında kusur aranır; Yalnız iddianın
aksini ispat yükü davalı borçludadır.

Gecikme tazminatı temerrüt tarihinden sonraki süre için ve ancak asıl borç talep edilebiliyorsa istenilebilir.BK M. 117 deki İfa imkansızlığında veya BK. M. 96 da ki seçimlik haklardan müspet zararın tazmini veya sözleşmenin feshiyle menfi zararın talep edildiği durumlarda gecikme tazminatı istenemez.

Yasalarımızda bazı yerlerde "temerrüt faizi" yerine "gecikme tazminatı" ibaresinin kullanılmış olduğu görülmektedir.Örneğin Kat Mülkiyeti Yasası(KMK)'nın M.20/2 'de aylık % 10 hesabıyla "gecikme tazminatı" şeklindeki ibareden "temerrüt faizi"ni anlamak gerektiği gerek doktrin gerekse de yargısal kararlarda vurgulanmaktadır.


3 . MEVZUATTA FAİZ

a.Genel

Hukukumuzda 3095 sayılı ve 4.12.1984 Tarihli Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine dair Kanun(3095 SK) yürürlüğe girene ve diğer yasalardaki faizle ilgili hükümleri ilga edene dek faizle ilgili mevzuatta farklı ve dağınık hükümler bulunmaktaydı.Bunların belli başlı olanları şunlardır: Temerrüt faizi (TTK.407-529-898-962), gecikme faizi (TK.141 Kenar Başlığı), geçmiş günler faizi (BK. 103-104), geçmiş gün faizleri (MK.860), geçen günlerin faizleri (MK.790), kanuni faiz (TTK. 141-166), %10 hesabı ile faiz (TTK.637-638), % 10 faiz (TTK.722), vade gününden itibaren faiz (TTK.1167), gecikme zammı (506 sayılı Yasa Md.80), gecikme zammı (1512 sayılı yasa 120 md.), % 1 gecikme zammı (625 sayılı Yasa 35.md.),aylık % 10 hesabıyla gecikme tazminatı (KMK).Bunlara ilaveten tefeciliği önlemek için 1857 yılında Osmanlı
İdaresince çıkarılmış olan "Murabaha Nizamnamesi"'nde de faizle ilgili hükümler bulunmaktaydı.

BK. M. 72 'nin orjinal metnine göre kanuni sermaye faizi yıllık "% 5" , aynı yasanın 103 . Maddesinde ise yıllık temerrüt faizi de "% 5" olarak düzenlenmişti.TTK da ticari işlere uygulanacak faiz oranını belirleyen 9. Maddeye göre sermaye faiz oranı "%5", temerrüt faizi oranı ise "% 10" olarak gösterilmişti.Ancak yine TTK'nın aynı hükmüne göre "Şu kadar ki;faizin işlemeye başladığı tarihte ödeme yerinde benzer muameleler için daha yüksek bir faiz ödenmekte ise bu faiz miktarı esas tutulur. " denmekle faiz oranının şartlı bir şekilde yüksek uygulanabileceği hükme bağlanmıştı.Yine TTK'nın " "Kanuni ve nizami faiz sözlerinin manası ve faize ait tamamlayıcı hükümler" başlıklı 1461. maddesinde faizle ilgili bir düzenlemeye yer verilmişti ve buna göre öncelikle BK'daki temerrüt faizi oranı % 10'a yükseltilmiş, ayrıca " ödeme yerinde banka iskontosu yüzde ondan ziyade olduğu takdirde temerrüt faizi iskonto miktarına göre de istenebilir." şeklinde bir hükme yer verilmişti.

b. 3095 Sayılı Kanun


Türk Parasının yüksek enflasyon nedeniyle hızla değer yitirmesi , halihazırdaki mevzuatta düzenlenmiş olan faizle ilgili hükümleri etkisiz
bırakmış ve piyasada para alacağı olan kişiyi, ilgili alacağı enflasyon oranından çok daha az oranlarda değerlenebildiği için mağdur etmiştir.

Bu nedenle yasa koyucu adi ve ticari işlerde faizi yeniden düzenlemek gereğini duymuş ve 19 Aralık 1984'de 3095 SK'nu yürürlüğe koymuştur.3095 sayılı yasanın 5. Maddesiyle, 22 Mart 1303 tarihli Murabaha Nizamnamesi yürürlükten kaldırılmıştır.Buna göre Borçlar
Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'nda kanuni faiz temerrüt faizi oranlarını belirleyen hükümler 19.12.1984 tarihinden itibaren ilga edilmiştir.

aa.Sermaye Faizi (Kanuni Faiz)

Kanunun, orijinal metninde 1. Maddesine göre yasal faiz(sermaye faizi) ile ilgili düzenleme şu şekilde idi:

Madde 1 Kanuni Faiz: Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit
edilmemişse faiz ödenmesi senelik yüzde otuz oranında yapılır.
Bakanlar Kurulu, ekonomik şartları dikkate alarak bu oranın yüzde seksenine kadar artırma ve eksiltme yapabilir. Bakanlar Kurulu'nun bu
konudaki kararı, kararın alınmasını izleyen takvim yılı başından itibarenuygulanır.

Tarafların sözleşmede ayrıca faiz oranını belirlemeleri ayrık tutulmak üzere, Kanunun bu ilk halinde, sermaye faizi oranı % 30 olarak belirlenmiş, bu oranın günün şartlarına göre değerlendirilmesi ve değiştirilmesi görev ve yetkisi Bakanlar Kurulu&na verilmişti.Daha sonra Bakanlar Kurulu 97/9807 Esas ve 20.08.1997 tarihli kararıyla bu oranı % 50 ye çıkarmıştı. 3095 Sayılı Kanun, 15.12.1999 tarihli ve 4489 SK ile değiştirilmiş, sermaye faizini düzenleyen 1. Maddesi aşağıdaki metne
dönüştürülmüştür:

Madde 1 : Kanuni Faiz : " BK ve TTK na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme, yıllık,
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden yapılır.

Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur."

Buna göre, sermaye faizi konusunda taraflar diledikleri oranı irade serbestisi içinde belirleyebileceklerdir.Şayet sözleşmede sermaye faizi
oranıyla ilgili bir düzenleme yoksa, bu oran Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi (İSKONTO) işlemlerinde uyguladığı REESKONT ORANI üzerinden yapılacaktır.

Banka iskontosu,"bir bankanın henüz vadesi gelmemiş bir kambiyo senedini asıl bedelinden daha az bir meblağ karşılığında (uygulamada senedin kırdırılması) satın almasıdır."İskonto oranı" ise , alacağın vadesine dek işleyecek olan süreye göre hesaplanan kredi
faizi(iskonto faizi) ile komisyon, vergi ve fon kesintilerinden oluşan indirim tutarının asıl bedele olan oranının ifade etmektedir.[16] Burada
adı geçen reeskont; işlemi ise Merkez Bankası tarafından bankacılık kesiminin geçici likidite ihtiyaçlarının karşılanması için, muteber saydığı
en az üç imzayı taşımak ve vadelerine en çok 120 gün kalmış olmak şartıyla ve kendi belirleyeceği esaslar dahilinde bankalar tarafından verilecek ticari senet ve vesikaları satın alması anlamındadır. Bu işlemler için Merkez Bankası tarafından uygulanan faize reeskont oranı denilmektedir.[17]

Yıllara göre kısa vadeli kredi işlemlerinde kullanılan iskonto faiz oranı şu şekildedir:

YÜRÜRLÜK TARİHİ İSKONTO FAİZ ORANI (%)
01.01.1990 40
20.09.1990 43
23.11.1990 45
15.02.1991 48
27.01.1994 56
21.04.1994 79
12.07.1994 70
27.07.1994 63
01.10.1994 55
10.06.1995 52
01.08.1995 50
02.08.1997 67
30.12.1999 60
17.05.2002 55
14.06.2003 50
08.10.2003 43
15.06.2004 38
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ictihatdilekce.yetkinforum.com
Avukat
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 160
Rep Gücü : 504
Kayıt tarihi : 28/12/09
Yaş : 38
Nerden : Samsun

MesajKonu: Devamı...   Salı Mart 23, 2010 2:43 pm

bb. Temerrüt Faizi

Söz konusu yasanın temerrüt faiziyle ilgili 2. Maddesinin ilk hali şu şekilde idi :

"Madde 2- Temerrüt Faizi : Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1'inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

Bakanlar Kurulu Kararı ile bu oran 1'inci maddesindeki oran dahilinde artırılabilir veya eksiltilebilir.

Ödeme yerinde ve ödeme zamanındaki banka iskontosu yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile, ticari işlerde temerrüt faizi, TC Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faiz oranına göre istenebilir.Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmış olduğu hallerde, akti faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz."


Kanunun bu ilk haline göre temerrüt faizi ticari olmayan adi işlerde ,aksi başka şekilde kararlaştırılmamışsa, 1. maddeye göre belirlenecek
yani ilk haliyle % 30 olarak uygulanacak daha sonraki Bakanlar Kurulu Kararına göre tespit edilen orana göre ayarlanacaktır.İkinci maddenin 3. fıkrasına göre ise , sözleşmesel temerrüt faizi miktarı belirlenmemiş olsa bile eğer ödeme yerindeki banka iskontosu sermaye faizi oranından fazla ise reeskont faiz oranı uygulanacaktır.Özetle bu hüküm ticari işlerde Merkez Bankası reeskont faizi oranının uygulanabileceğini belirtmektedir.Aksinin kararlaştırılması elbette mümkündür.Yine Maddenin son fıkrasına göre eğer sözleşmede sermaye faizi miktarı kararlaştırılmışsa ve bu oran reeskont faizi oranından yüksekse temerrüt faizi sözleşmedeki sermaye faizi oranına göre hesaplanacaktır.Bu hükümden, akit tarafların hem temerrüt faizi hem de sermaye faizi için belirli bir miktar konusunda anlaştıkları düşünülmekte ve buna kanun yoluyla müdahale edilmemesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.

3095 SK, 15.12.1999 tarihli ve 4489 SK ile değiştirilmiş, temerrüt faizini düzenleyen 2. Maddesi aşağıdaki metne dönüştürülmüştür:

"Madde 2 :Temerrüt Faizi :Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler çin 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz"

Bu değişiklikle, ticari olmayan işlerde (adi işlerde) aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça, temerrüt faizi oranı değişik 1. maddeye göre hesaplanacak olan sermaye faizine göre belirlenecektir.Bu sermaye faizi ise daha önce de sözü geçen Merkez Bankasının kısa vadeli kredi
işlemlerinde kullanılan iskonto oranına göre hesaplanacaktır..

Ticari işlerde temerrüt faizi oranı ise , arada sözleşme olmasa dahi, Merkez Bankasının öngördüğü AVANS faizi oranından talep edilebilecektir.

Yıllara göre kısa vadeli kredi işlemlerinde kullanılan avans faiz oranı şu şekildedir:

YÜRÜRLÜK TARİHİ AVANS FAİZ ORANI (%)
01.01.1990 45
20.09.1990 48,25
23.11.1990 50,75
15.02.1991 54,50
27.01.1994 65
21.04.1994 98
12.07.1994 85
27.07.1994 75
01.10.1994 64
10.06.1995 60
01.08.1995 57
02.08.1997 80
30.12.1999 70
17.05.2002 64
14.06.2003 57
08.10.2003 48
15.06.2004 42


Merkez Bankası tarafından reeskont faizi oranı her yıl ayrıca belirlenmekte ve ilan edilmektedir. Maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesine

göre: "Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur" denmektedir.. Buradan anlaşılması gereken, yılın ikinci yarısında (30.Haziran- 31 Aralık), 30 Haziran günü için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının uyguladığı reeskont ve avans faiz oranlarının, önceki yılın 31 Aralık gününde uygulanan oranlardan "beş" puan veya daha çok farklı olması halinde bu yeni oranlara göre işlem yapılacak, herhangi bir farklığın olmaması veya farklılığın beş puandan az olması halinde ise yılın ilk yarısındaki oranların uygulanmasına devam edilecektir.[18]

Bu hüküm 2004 yılı için uygulanırsa, 31 Aralık 2003 yılı için belirlenmiş reeskont faiz oranı % 48"; , 30 Haziran 2004 tarihi için ilan edilmiş olan oran ise "42" dir.Anılan hükme göre 30 Haziran tarihindeki oran önceki orandan 6 puan daha farklı olduğundan 2004 yılının ikinci yarısı olan 30 Haziran-31 Aralık tarihleri arasında "% 42"olanının uygulanması gerekecektir.


c. Bütçe Yasaları

aa. İlgili Yasa Maddeleri

4833 Sayılı ve 29 Mart 2003 Tarihli 2003 Malî Yılı Bütçe Kanununun "Kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler" başlıklı 51.
Maddesinin "t" bendi aşağıdaki gibidir:

"MADDE 51 - t) İlgili kanununda düzenleme yapılıncaya kadar, 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanunun 1 inci maddesindeki kanuni faiz oranı, 1.4.2003 tarihinden itibaren aylık % 2.5 olarak uygulanır. Ay kesirleri tama iblağ edilir.Taksitlendirilen veya herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı uygulanır"

Bu hükme göre 3095 Sayılı yasadaki sermaye faiziyle ilgili hüküm ilga edilmiş gibi görünmektedir.3095 sayılı kanunun 1. maddesindeki kanuni faiz oranı daha önce bahsedildiği üzere Merkez Bankasınca duyurulan iskonto oranıdır.Bu oran ilgili Bütçe yasasının yayımlandığı 31.04.2003 günü itibariyle "% 55" ; dir.01.01.2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 31.04.2003 neşir tarihli 2003 Yılı Bütçe Yasası ise kanuni faiz oranını yıllık % 30 (2.5 x 12) ile sınırlamıştır.

5027 Sayılı ve 24 Mart 2003 Tarihli 2004 Malî Yılı Bütçe Kanununun "Kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler" başlıklı 49.
Maddesinin "o" bendi ise aşağıdaki gibidir:

"MADDE 49 - o) İlgili kanununda düzenleme yapılıncaya kadar, 4.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanunun 1 inci maddesindeki kanuni faiz oranı, aylık % 1,25 olarak uygulanır. Ay kesirleri tama iblağ edilir. Taksitlendirilen veya herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı uygulanır"

Bu kanunun yürürlük tarihi ise 01.01.2004 dür.Bu yasayla da kanuni faiz oranı yıllık ""% 15" (1.25 x 12) olarak belirlenmiştir.

bb. Görüş :

Bütçe Yasalarına Anayasalar tarafından diğer yasalardan daha farklı bir statü verilmiştir.1982 tarihli Anayasamızın 162. Maddesine göre bütçe yasa tasarılarının görüşülmesinde farklı bir usul kabul edilmiş, Meclis genel kurulunda vekillerin gider artırıcı veya gelir azaltıcı önerilerde bulunmaları yasaklanmış ve 89. maddeyle de Cumhurbaşkanına bütçe kanunlarını tekrar görüşülmek üzere meclise gönderme yetkisi verilmemiştir. Ayrıca, 163. maddede bütçelerde değişiklik yapılabilmesi esasları düzenlenmiş; Bakanlar Kuruluna KHK ile bütçede değişiklik yapma yetkisi verilmemiştir.

Anayasada birbirinden tamamen ayrı ve değişik olarak düzenlenen bu iki yasalaştırma yönteminin doğal sonucu olarak birisinin konusuna
giren bir işin, öteki yöntemin uygulanması ile düzenlenmesi, değiştirilmesi veya kaldırılması mümkün değildir. Anayasanın 161. maddesinin
getiriliş amacının bütçe yasalarında, bütçe kavramı dışındaki konulara yer vermemek, böylece bütçe yasalarını ilgisiz kurallardan uzak tutmak
ve kendi yapısı içerisinde bütünleştirmek olduğu Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında ifade edilmiştir. [19] Bahsi geçen Anayasa Mahkemesi Kararına göre ayrıca "Bir yasa kuralının bütçeden gider yapmayı ya da bütçeye gelir sağlamayı gerektirir nitelikte bulunması,
mutlak biçimde bütçe ile ilgili hükümlerden sayılmasına yetmez" denmektedir.

Gerçekten, bütçe yasaları hükümetlerin ülkenin makro ekonomik yapısıyla ilgili plan ve projelerini içeren bir taslak metin olduğundan bunların diğer yasalardan farklı bir statüde olmaları tabiidir.Aynı hükümet, bütçe yasasında ilke kararlarını ve siyasi hedeflerini somutlaştıracak, aksi halde olası bir başarısızlık anında bunun hesabını seçmen karşısında verecek yine o olacaktır.Bu nedenle bütçe yasaları aslen politik metinlerdir.

Faiz olgusu bir ülkenin ekonomik yapısında önemli bir yer teşkil etmektedir.Yüksek faiz oranları enflasyonu artırıp reel sektörün önünü tıkarken, alçak faiz oranları ise eşitlik ilkesine aykırılık teşkil etmekte, borçluyu alacaklının karşısında üstün konuma koyarak aynı zamanda piyasadaki faaliyetlerin aksamasına neden olmaktadır.İktidarlar her ne kadar serbest piyasa ekonomisinden yana olduklarını söyleseler de,
faiz oranı gibi makroekonomik bir unsurun belirlenmesini tamamen serbest piyasaya bırakmak eğiliminde değillerdir.Bu nedenle bütçe
yasalarına faizle ilgili hükümlerin konulduğunu görmekteyiz.

Bize göre, her ne kadar bütçe yasalarına anayasal bir farklılık atfedilmişse de , bu farklılığın uygulanması ve yorumlanmasında yine amir
kurallara uymak hukuk devleti olmanın gereklerindendir.Anayasa bütçe yasalarına bütçe dışında hüküm koyulmasını yasaklamıştır.Faizle
ilgili bir hükmün bütçe ile ilgili olduğunu düşünsek bile ayrıca başka bir yasa kuralıyla düzenlenmiş olan konunun yine bütçe yasasıyla farklı
bir şekilde tespit edilmesi yine kanun koyma tekniğine aykırıdır. Faiz oranları 3095 Sayılı kanunla düzenlenmiş olup ayrıca bütçe yasasıyla
değiştirilmesi kanımızca mümkün değildir.Bu konuda ayrı bir kanun çıkarılması veya halihazırdaki yasanın değiştirilmesi daha uygun
görülmektedir.


cc. Tartışma:

Hukukçular arasındaki bir tartışmaya göre Bütçe yasalarıyla 3095 Sayılı Kanuna getirilen kanuni faizle ilgili değişiklikler salt kamusal
işlemlerle mi ilgilidir yoksa kamuyla ilgili işlemlerin dışındaki özel hukuk işlemlerinde kanuni faiz oranı hala 3095 SK la değiştirildiği gibi
iskonto faiz oranı olarak mı uygulanacaktır? [20]

Pratikte mahkeme ve icra dairelerinde, kanuni faiz oranının yıllık % 15" olarak uygulandığı görülmektedir. Konuyla ilgili Yargıtayın bir
kararına göre :

"Dava konusu alacağa 3095 sayılı yasanın l. maddesinde belirtilen Merkez Bankasının, kısa vadeli işlemlerinde öngördüğü faiz oranlarının uygulanması gerekir. 4833 sayılı 2003 yılı mali bütçe kanunun ve 5027 sayılı 2004 yılı mali bütçe kanunu 49/o maddesindeki faiz oranlan Genel ve Katma Bütçeli dairelerin ilama bağlı borçlan için uygulanabileceğinden, somut olayda, tarafların sıfatları nazara alındığında, sözü edilen bütçe kanunlarındaki, faiz oranlarının, olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. Mahkemece, Merkez Bankasından, 3095 sayılı kanunun l. maddesi doğrultusunda faiz oranlan sorulup karar tarihi itibariyle uygulanması gerekli faiz oranlan tespit edildikten sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, dayanağı gösterilmeden %15 faiz oranı uygulanarak yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir. [21].

Yargıtay'a göre ilgili maddedeki faiz oranları Genel ve Katma Bütçeli dairelerin ilama bağlı borçlan için uygulanacak oranları göstermektedir. Yargıtay'ın bu görüşüne katılanlara göre de Bütçe Yasasıyla getirilen bu düzenleme kamu borç ve alacakları için getirilmiş bir düzenleme olup maddenin yorumunun da buna göre yapılması ve % 15 lik yıllık faiz oranının kamu işlemlerinde uygulanması, diğer özel hukuk işlemlerinde ise 3095 SK ile yapılmış düzenlemeye bağlı kalınması gerekmektedir.Aksi fikre göre ise sözü geçen Bütçe Yasası hükmünden bu sonuç çıkartılamaz zira ilgili yasa maddesi "çeşitli hükümler" üst başlığı altında yine "Kısmen veya tamamen uygulanmayacak hükümler" alt başlığında düzenlenmiş olup bu oranların sadece kamusal işlemlerde uygulanacağında dair bir ibare yoktur ve bu hükmün aksi şekilde yorumlanması hukuka uygun değildir.

Biz, Yargıtay'ın görüşünün Bütçe Yasalarının karakteristik özelliğinin genişletici yorumundan temel almakta olduğunu düşünüyoruz.Buna
ilaveten ilgili madde(ler)nin son fıkrasında kamulaştırma borçları açısından yapılan düzenlemenin de bu görüştekilerin fikrine yön verdiği
sanılmaktadır.

Fikrimizce, öncelikle yukarıdaki görüşlerimiz tekrarla bu şekilde bir düzenlemenin bütçe yasasıyla yapılmış olmaması gereğini
belirterek, ilgili maddenin yalnızca kamusal anlamda uygulanması için zorlayıcı bir neden olduğunu düşünmemekteyiz..Hükmün lafzı açıktır.Eğer Yargıtayın görüşü gibi bir düzenleme amaçlanmış olsaydı bunun ayrıca ve açıkça belirtilmiş olması gerekirdi.Keza bahsi geçen madde bütçe yasalarının "çeşitli hükümler" üst başlığı altında düzenlenmiştir. Buna ilaveten "o" ve "t" bentleri dışındaki uygulanmayacak hükümleri gösteren diğer bentlerde kamunun borç ve alacaklarını ilgilendirmeyen hükümlere de yer verildiği görülmektedir. Bu ise maddenin kamusal borç ve alacaklar için uygulanması gerektiği yorumuyla çelişmektedir.Bu nedenle özel hukuk işlerindeki faiz hesaplamalarında da Bütçe Yasaları'ndaki orana uyulması gerektiğini düşünüyoruz.

d. Özel Yasalarda Faiz

Çeşitli Kanunlarda faizle ilgili özel düzenlemelere yer verilmiştir.Bunlara örnek olarak 4389 Sayılı Bankalar Yasasının 20/I. Maddesi, Kat Mülkiyeti Yasasının 20/II. Maddesi , 90 Sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanunun 13. Maddesi, Amme Alacaklarının Tahsili Usulü HK'un 51. Maddesi, 506 SK'nun 80/III Maddesi, Özel Öğretim Kurumları Kanununun 35 . Maddesi gösterilebilir.


e. Faiz Oranları

Tüm bu mevzuat hükümleri ve tartışmalar sonucunda faizin hangi tarihler arasında ve hangi oranlarda uygulanacağı konusunda tereddütler
yaşandığı ve pratikte faiz oranlarıyla ilgili farklı uygulamalara rastlandığı görülmektedir.Aşağıda bahsi geçen mevzuatın incelenmesi sonucunda ulaştığımız tarih aralıklarına göre faiz oranları gösterilmiştir:


Kanuni Faiz

01.01.2004'ten itibaren %15 (Yargıtaya göre kamusal işlerde %15 diğer işlerde %38) (2004 Yılı Bütçe Yasası) )
01.04.2003'ten itibaren %30 (2003 Yılı Bütçe Yasası )
01.07.2002'den itibaren %55 (MB Tebliği)
31.12.1999'dan itibaren %60 (MB Tebliği)
01.01.1998'den itibaren %50 (97/9807 Esas ve 20.08.1997 tarihli BKK)
19.12.1984’den itibaren %30 (3095 SK. İlk metin)


Temerrüt Faizi (Ticari İşler İçin)

01.01.2000.................. %70
01.07.2002.................. %64
01.07.2003...................%57
01.01.2004.................. %48
01.07.2004...................%42
01.07.2005.................. %30
01.01.2006.................. %25
01.01.2007.................. %29

(Edit:22.02.2007 - Sn. Av. Yücel Kocabaş'a teşekkür ederim.)

4. YARGISAL KARARLARDA FAİZ

Bu kısımda konunun oldukça detaylı olması sebebiyle yalnızca Yargıtayın faizle ilgili belli başlı prensip kararlarının özetlerine yer verilmiştir.

- BK'nun 113.maddesine göre, asıl alacağın ödenmesi sırasında faiz talep hakkı saklı tutulmamışsa daha sonra bu konuda istekte bulunulamayacağı.( 9. HD, T: 20.04.1995- 1995/36 E – 13882 K)

- Asıl borcun tamamı ödenmeden faiz hakkı saklı tutulmuşsa, bu ihtirazi kaydın tüm ödemeleri kapsadığı düşünülmesi gerektiği. (9HD, 05.12.2000 T. 13027 E.18363 K.)

-Temerrüt faizine yeniden temerrüt faizi yürütülemeyeceği(11 HD,T.29.4.1991, 861.E/ 2676.K)

-Alacak davasında faiz talep edilmemiş olması, faiz alacağının ayrı bir dava ile istenmesine engel oluşturmayacağı (9 HD. 2000/8264 E., 2000/8197 K., 26.10.2000 T.)

-Haksız fiil; tacir tarafından, ticari işletmesiyle ilgili olarak meydana getirilmiş ise; bu eylemden zarar gören tacir olmasa bile, Reeskont/Avans planında temerrüt faizi isteyebileceği (YHGK, , T. 3.4.2002 , 2002/4-174 E. 2002/259 K.)

-Takip isteminde temerrüt tarihi gösterilip, bu tarihten başlayarak gecikme faizi istenirse, temerrüt tarihinden başlayarak faiz hesabı yapılması gerektiği, alacaklı yalnızca faiz istendiğini belirtirse, bu durumda takip tarihinden başlayarak faiz hesaplanacağı, borç senedinde vade günü yoksa, faizin yine takip tarihinden başlayarak hesaplanması gerektiği (YİBK, . T. 11.12.1957, 1957/17 E, 1957/29 K.)

-Tarafların tacir sıfatında olmaları halinde, ticari müesseselerini ilgilendiren fiil ve işleri ticari işlem sayılacağından arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizinin T.C . merkez bankası'nın kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faiz oranına göre istenebileceği (.11 HD, T: 20.02.1995 , 1995/129 E. 1995/ 1427 K.)

-Davacı, talep ettiği alacağa yasal faiz uygulanmasını istemiş olmasına rağmen mahkemece kademeli olarak reeskont faizine hükmedilmesinin hatalı olduğu, sadece sermaye faizine hükmedilmesi gerektiği , dava tarihinden önceki bir tarihten itibaren temerrüt faizi istenebilmesi için borçlunun temerrüde düşürülmüş olması gerektiği, (15 HD, T. 02.04.1992, 1992/1016 E. 1996/ 1746 K)

-Asıl alacağa,T.C. Merkez bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizinin uygulanmasında, faiz oranının alacağın muaccel olmasından dava tarihine kadar geçen zaman içerisinde değişip durumu araştırılması ve değişmiş ise bu oran belirlenerek birikmiş faiz miktarı hesaplanması gerektiği.(11HD, T. 0105.1989, 7238E/2676K)

-Davacının talep ettiği temerrüt faizinin dava dilekçesinde "en yüksek ticari faiz" olarak ifade edilmesi halinde, bunun TC. merkez bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü reeskont faizi oranı olduğunun kabulü gerekeceği.(11 HD, T: 20.02.1989, 4141E/965K).

- Manevi tazminat isteklerinde olduğu gibi temerrüt faizinde de kısmi dava açılamayacağı (11 HD, T: 21.10.1987 , 244.E/752.K)

-Kira farkları için, kararın kesinleşme tarihinden itibaren faiz istenebileceği. ( 12 HD, T: 13.05.1992, 1991/8552 E. 1992/6535 K)

- İlamda faize hükmedilmemiş ve takip talebinde de, asıl alacak yanında faiz talep hakkı saklı tutulmamış ise alacaklının artık yeni bir takip ile faiz talep edemeyeceği. (12 HD, T: 11.12.2000, 19142.E/19642.K)




5 . SONUÇ

"Para her zaman kullanılması mümkün ve temettü getiren bir meta olduğundan geç ödenmesi halinde zararın vücudu muhakkaktır" [22]
Gerçekten, faiz atıl durumdaki paranın değer kaybetmesini önlemek açısından son derece gereklidir.Özellikle enflasyon oranının yüksek olduğu ülkelerde faiz bir olmazsa olmazdır. Yalnız faiz oranlarının yasal zemininin hazırlanmasında hem kamu hem de özel kesim için optimum faydanın sağlanması için gerekli özenin gösterilmesi gerekmektedir.

"Türkiye Bankalar Birliği';nin Temerrüt Faizi Uygulamasına İlişkin Görüş ve Değişiklik Önerisi"ne göre :

"Alacaklılar, yüksek enflasyon ve piyasalardaki aşırı dalgalanmanın neden olduğu belirsizlikten korunmak amacıyla temerrüt faizlerini yüksek
oranlarda belirlemek durumunda kalmaktadırlar. Bu durum kamuoyunda yanlış anlaşılmakta, alacaklılar aleyhine çok ciddi tartışmalara ve
sıkıntılara neden olmaktadır. Uygulamada sorunları en aza indirmek, taraflar arasında çıkar dengesini karşılıklı sağlayabilmek için temerrüt
faizi uygulanması halinde de anapara faizine paralel bir uygulama getirilmesi, temerrüt faizinin caydırıcı olması ancak borçlular aleyhine
kötüye kullanılmaması için oranın anapara faizinin yüzde 20 fazlasını geçmemesi yönünde ilgili makamlara iletilmek üzere bir önerge
hazırlanmıştır."[23]

Görüldüğü gibi faiz gibi herkesi ilgilendiren bir konuda yapılacak düzenlemelerin açık,detaylı ve iyi düşünülmüş olması gerekmektedir.Çalışmada ne yazık ki bu konuda da mevzuat karışıklığı olduğunu, hala konuyla ilgili tartışmaların sürdüğünü gözlemledik.
Daha önce de belirttiğimiz gibi bu hususta bütçe yasaları vasıtasıyla hüküm koymak hukuk tekniği ve hukuk devleti ilkesine aykırıdır.Yasa koyucudan beklenen, her konuda olduğu gibi faiz olgusuna da titiz bir şekilde yaklaşması, yasalaşma sürecinde yetkin hukukçu ve ekonomistlerden görüş almasıdır.




DİPNOTLAR:

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
2 M.HELVACI,"Borçlar ve Ticaret Kanunu Bakımından Para Borçlarında Faiz Kavramı",s.25
3 Anayasa Mahkemesi: 1997/34 E.,1998/79 K ve 15.12.1998 Tarihli karar
4 Sabih ARKAN , Prof.Dr, "Ticari İşletme Hukuku", 2.Bası, Batider, 1995, Ankara, s. 63
5 ARKAN, age, S. 64 .
6 YHGK : 2004/10 E. 2004/ 94 K ve 18.02.2004 Tarihli Karar.
7 Akar ÖCAL, Prof..Dr., "Türk Hususi Hukukunda Gecikme Faizi", İst. 1965 S. 36
8 YİBGK: 2001/1 E.,2003/1 K. Sayı ve 24.12.2003 Tarihli İBK.
9 YHGK : 1999/19-933 E.1999/950 K ve . 17.11.1999 Tarihli Karar.
10 Cengiz İLHAN, Avukat, "Vade Farkı", İzmir Barosu Dergisi.- Ekim/2000, S. 5
11 Hüseyin EKİNCİ, Cumhuriyet Savcısı, "Cezai Şart ve Cezai Şartın Sona ermesi", Adalet Dergisi, Ocak-2002, S. 98
12 Y.13 HD : 1990/3875 E. 1990/ 2018 K ve 30.11.1990 Tarihli Karar
13 YHGK : 1998/13-353 E. 1999/29 K ve 10.11.1999 Tarihli Karar. 14 YİBGK, 1997/2 E., 1999/1K, 8.10.1999 Tarihli Karar.
15 Kemal OĞUZMAN, "Borçlar Hukuku Genel Hükümler", Filiz Y.,1995, S. 368
16 ARKAN, Age, S.65 , dipnot 3
17 [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
18 Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği, Sıra No:16*
19 Anayasa Mahkemesi: 1996/30 E.,1996/26 K ve 26.06.1996 Tarihli karar
20 [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
21 Y.2 HD : 2004/12246 E. 2004/15887 K ve 17.06.2004 Tarihli Karar
22 YİBK: 20.10.1989 T. K.3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı
23 [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ictihatdilekce.yetkinforum.com
 
HUKUKİ AÇIDAN FAİZ
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
İÇTİHAT - DİLEKÇE :: MAKALELER-
Buraya geçin: